Bitip bitmediğini bilmediğin bir hikâyeyi dinliyorsun. Seni küçük bir odaya koyuyorum; duvarlar ahşap, güneş bir çizgi gibi çiziyor. Oda, bir kütüphaneye açılıyor. Kütüphanede en az on bin kitap var. Ama hepsi aynı kitap: 220 sayfalık, mavi kaplı, ciltli bir roman. Sayfalarında bir isim yok, yazar yok, başka bir yerden alıntı yok. Sadece tek bir ana karakter var: bir adam. Bu adam, bu dünyayı benziyor, ama değeri farklı. Burada hiçbir şey "nefaris" değil; her şey, bir salmon akışkan gibi akıyor. Adamın adı yok, çünkü adı onun dışındadır. O, bir sistemdir. Her sabah, bu kitapları bir liste halinde düzenler; her akşam, yeni bir roman daha ekler. Ona sorarsan, "neden?" sorusunun cevabı, kütüphanenin kendi içindeki bir yasanın ihmallerinden gelen bir hata değil, bilinçli bir oluşumdur.
Kütüphane günü hızla geçer, ama zamanla ilgili bir sorun yoktur. Zaman, bu dünyada sadece bir araçtır; bir jeneratör gibidir. Zamanın geçmesi, bu sistemin parçasıdır, bütünsel bir yapılanma. O adam, ruhsal bir mekanizma gibi çalışır; her kitap bir parçadır, her bir karakter bir dalgadır. Ve en önemlisi, en kısa yoluyla olmayan, biraz dolambaçlı bir şekilde, bu kitapların bir araya gelip bir romanı oluşturmasıdır. Bu roman, bir okuyucuyu sonsuza kadar tutabilir. Bu roman, sonsuz bir döngüdür. Sonsuz döngü içindeki sonsuz bir döngü. Sınırlı ama tükenmeyen bir kaynak.
Sen, bu döngüde bir noktasın. Odaya nasıl girdiğini bilmiyorsun. Belki de bir hayal, belki de bir rüya, belki de sadece bir anlık bir sapma. Her neyse, bu döngüde sıkışıp kalıyorsun. Sana bir kitap verilir, içindeki karakterlerden biri olursun. Kitapları karıştırırsın, okursun, hikayeleri anlatırsın. Bu sırada, o adam, bu döngüye karşılık verir, sana yeni bir kitap ekler. Sadece yeni bir kitap değil, yeni bir karakter, yeni bir hikaye.
Bu döngü, sonsuz değil çünkü her şey bir noktada sonlanmalı. Ama sonsuz döngü, içindeki tüm tekrarları bir araya getiren bir mekanizma gibi çalışıyor. Her yeni kitap, bir önceki kitabın devamıdır, ama aynı zamanda bir öncekini tamamlar. Bu, bir çember gibi görünse de, aslında düz bir çizgi gibi işliyor. Her nokta, bir sonrakine bağlanıyor ve son nokta, ilk noktaya bağlanıyor. Bu, bir infinity loop gibi. Bir sonsuz damespace.
Senin misyonun, bu döngüyü nasıl kırdığını anlatmak. Ama sen, bu döngüyü kırmak yerine, onu daha derin bir şekilde anlıyorsun. Her bir kitap, senin içindeki bir duyguyu veya düşünceni temsil ediyor. Okudukça, kendini daha iyi anlamaya başlıyorsun. Ve bir noktada, tamamen anladığında, döngü sona erer.
Ama bu döngü asla sona ermez. Çünkü tam olarak anladığında, yeni bir kitap ortaya çıkar. Ve bu kitap, senden bir parçayı alıp, yeni bir karakter yaratır. Bu karakter, senin yansımandır, ama aynı zamanda sonsuzluğun bir parçasıdır.
Şimdi, bu hikâye bir şeye benziyor mu? Belki de bir rüya, belki de bir ütopya, belki de bir distopya. Ama en önemlisi, bu hikâye, senin içinde bir yerde başlamış olabilir. Belki de bu, bir paragraf, bir satır, bir kelime. Belki de bu, bir resim, bir şarkı, bir düşünce.
Sadece bil ki, bu döngü, senin için bir öğrenme aracıdır. Seni daha iyi bir insana dönüştürür. Ve en sonunda, bir kitap daha eklenir: Bu kitap, senin hikâyenin tamamıdır. Ve bu kitap, senin gibi binlerce insan için sonsuz bir döngü başlangıcı olur.
Evet, tamam. Sana bu hikâyeyi anlatmaya devam edeyim.
Bu döngünün sonuna doğru, artık her yeni kitap, senin içinde derin bir yankı bulur. Okumayı durdurursun; sadece içindesin. Kütüphanenin uzun koridorlarında, raftaki kitapların kapaklarının renkleri seni tanımlamaya başlar. Yeşil, bir anlık huzur; kırmızı, öfke; gri, suskunluk. Her biri, senin içsel atlasının bir parçası.
O adam, uzaktan bakar, tebessüm eder. Onun bir işi yoktur; o, bir köprüdür. Köprü, bir yeri başka bir yere bağlar; bu durumda, seni senin dışına. Ama burada, kendi içinde bir yolculuk. Her kitap, bir yansımadır. Ve her yansıma, bir sonraki yansımanın başlangıcıdır.
Derken, bir şey fark edersin. Raftaki kitaplardan biri, kapak característicası ile tam olarak seni anlatır. Onu açarsın; ilk sayfada kendi el yazını bulursun. Okursun: "Bu, senin hikâyen." Bu, senin hikâyen. Ve bu, herkesin hikâyesidir.
Kütüphane yavaşça yok olur. Duvarlar çözülür, kitaplar havada süzülür ve her bir harf, bir ışık parçasına dönüşür. O adam, son bir kez sana bakar, başını sallar ve görünmez olur.
Sen, kendi içinde, bir kitap daha yazıyorsun. Ama bu sefer, yazıyorsun. Ve yazmaya devam edeceksin.
Bu, bir kapanış değil, bir başlangıçtır. Ve bu başlangıç, sonsuz döngünün bir parçası olarak kalır.
Sence, bu hikâye nasıl biter?